Translate

29 Temmuz, 2012

BİLDİKLERİM VE SUSTUKLARIM

Bildiklerim ve sustuklarım var. Susarak sakladıklarım. Susarak ardına
gizlendiklerim, ardına gizlediklerim. Sustukça önümde yükselen duvarlar,
seni görmeme, seni bilmeme, seni sevmeme, sana engel olan...
 Koşuyorum, kalbimin atışlarını takip eder ayaklarım, düşüyorum ve yeniden
deniyorum. Sustuktukça takılıyorlar ayaklarıma, bir yere, bir sana
varamıyorum. Sustukça yanlış olduğunu bildiklerim, doğru olmasından
korktuklarım, ufukta göremediklerim, görmeme engel olanlar, sen'den
uzaklaşmama sebepler var! Bildiklerim ve sustuklarım.

                                                                           ''Burak SEVİNÇ''

22 Temmuz, 2012

İNSANLAR NE DER?

Bir vakit aldım başımı ve yürüdüm. Düşünmek ve yürümek adlı bu hikayenin
içinde...
Yüzlere baktım. Bana baktıklarında ne düşünüyorlardı acaba...
Adamlık olmasa gerekir parmak arası terlikle yürümek! Bu gerçekten bir
sorunmuydu ya da yanlışmıydı. Belki de bana öyle gelmişti, kimin umrundaydı
ki bu!..
Başımı öne eğdim ve yürüdüm. Bana bakan onlar, o gözler...
Tek sorun terlik olamazdı. Saçlarım mı? Acaba onların istediği gibi
kesilmemiş olabilir mi? Dağınık mı göründü onlara ya da bir delikanlıya bu
saçlar yakışmıyor olmalı. Bu onların umrunda dahi değildi belki...
Ve tekrar başımı öne eğdim. Yürüdüm. Az ileride bir cami...
Yaklaştım. Ve avlusuna şöyle bir göz gezdirdim. Çay ocağı, kirli beyaz
plastik masaları, sandalyeler ve birkaç kişilik kalabalık. Gözüme ilişen
ilk masaya doğru ilerledim, sandalyeyi hafifce geriye çekerek oturdum.
O birkaç kişilik kalabalık sandalyeyi çekerken çıkan sesemi, yoksa...
Yoksa giydiğim kısa pantolona mı bakıyorlardı. Şort desem daha doğruydu
galiba...
Kendime sorma gereği hissettim, caminin avlusuna şortla girilir miydi? Çay
alırmıydınız diyen bir ses dağıttı bu düşüncemi.
-Lütfen!
...
Çayın rengi, kokusu...
Derin bir nefes daha aldım. Sadece çay'ın değil...
Bi'yerlerden yeşilin, çiçeklerin kokusu geliyordu rüzgarla birlikte, kafamı
kaldırdım ve avlunun içinde tekrar göz gezdirdim. Kokular, avluya girdiğim
ilk anda farkedemediğim ağaçlar ve çiçeklerden geliyordu. Ya! Şu fıskıyenin
huzur veren sesi, o düşünce hengamesi içinde kaçırmış olmalıyım.
...
Çayımdan son yudumu aldım. Bu sefer sandalyeyi hafifçe kaldırarak geriye
doğru çektim. O sesin tekrarlanmasını istemiyorcasına...
-İyi günler!
Ve avludan dışarıya attığım ilk adımla...
Düşünmek ve yürümek adlı hikayenin içine doğru, tekrar. Hangi soruya cevap
arıyordum bu düşünce karmaşasında...
İyi ile kötü arasındaki fark mı? Doğru ile yanlış arasındaki fark mı?
Aslında cevap aradığım bir soru mu, bir sorun muydu?..
O yüzler, gözler ve ben! Bunları niye düşünmüştüm. Kendim için değilde
onlar için mi? Onlar...
İnsanlar ne der?
                                                                                      ''Burak SEVİNÇ''

14 Temmuz, 2012

ARAFTA

 Ben dileklerim de bıraktım seni, kavuşulamadık yer, umutların beklentisi,
süregiden vakit. Ya buradaydın, ya yoktun. Öyle bir yerde sakladım ki seni!
Ne onlar biliyorlar, ne de zaman, yerini, akıp giderken daha çok
sevdiriyorlar yokluğunu, o kadar. Burada kapanmıyor mesafeler, aksine
uzamıyor da! Nasıl bir yer, nasıl bir taraf, nasıl bir...
 Burada; Kavuşulamadık o sevgiler de senli benli, acı çeken ruhlar, ayrı
bedenler, birbirinden habersiz kalpler, hep o aynı yerde beklemekte!..
Gelmeyeceklerin, geleceklermiş gibi...
Duyulmayacakların, duyulacaklarmış gibi...
Kurtulamayacakların, kurtulacaklarmış gibi...
Olmayacakların, olacaklarmış gibi...
Biz! Ve de biz gibilerinin kavuştuğu o ayrılıkta herşey, hepsi...
Arafta.
                                                                              ''Burak SEVİNÇ''

08 Temmuz, 2012

O ÇAY

 Gecenin kirlenmiş karanlığı ve ruhların yorgunluğuna bir ilaçtı, biraz
huzura gelinmiş caminin avlusun da, gönüldeki dertlerin dilden dökülmesine
aracıydı yahut. Yaşlı muhabbetler arasında metal kaşıkların cam bardakları
tıngırdatma sebebiydi belli ki...
 Rüzgarı hiç eksik olmayan o avludaki küçük bir çay ocağından çıkardı.
Lezzetini bilemedim hiç, değişirdi çünkü her anlattığımda, her dinlediğimde
ve rüzgar her estiğinde başka bir tad bırakırdı damakta, böylece her yudum
yeni bir yola çıkmaktı. Ve yeni bir başlangıçtı cümlelerde.
 İçtikçe, geçmemişleri anlattığım, içildikçe geçmemişlerin anlatıldığı, başka
bir tad vardı 'o çay'da.
                                                                                  ''Burak SEVİNÇ''